Kurtuluş Savaşı’nın sonunda Atatürk’ün önderliğinde, her
alanda yeni bir yapılanma sürecine girilmiştir. Bu yapılanmada eğitim,
Atatürk’ün gündeminde her zaman özel bir yer almıştır. Bağımsızlık savaşının en
bunalımlı günlerinde “Maarif Kongresi”ni ve “Heyeti İlmiye adı altında da bilim
kurullarını toplamıştır (1921, 1923, 1924 ve 1925). Bu danışma toplantılarında;
ilköğretim programları, zorunlu eğitim, küçük yerleşim birimleri için yatılı
bölge okullarının açılması, ilk, orta ve lise eğitim süreleri, öğretmenlik
mesleği, Talim ve Terbiye dairesinin kurulması gibi tarihimiz açısından önemli
kararlar alınarak yürürlüğe konulmuştur. Her biri ayrı ayrı önemli ve değerli
olan ve birbirinin tamamlayıcısı durumunda bulunan bu işlerin arasında en önde
geleni, ülkenin insan gücünü hazırlayacak olan eğitim sistemini birleştirerek
devletin gözetim ve denetimi altına alan o günkü adıyla Tevhid-i Tedrisat
Kanunu’dur (Öğretim Birliği Yasası).
3 Mart 1924’de çıkarılan bu kanun ile tüm okullar Maarif
Nezareti’ne bağlanmış ve böylece o zamana kadar süre gelen çok başlılık sorunu
ortadan kaldırılarak eğitim ve öğretimde ulusal anlamda bir bütünlük sağlanmaya
çalışılmıştır.
Öğretim Birliği Yasası’nın hemen arkasından çıkarılan 1924
Anayasası ile de her türlü eğitim ve öğretimin hükümetin gözetim ve denetiminde
olacağı, yasa çerçevesinde yapılacağı ve serbest olduğu (Madde 80), her kadın
ve erkeğin ilköğretimlerini yapmaları zorunluluğu (Madde 87) getirilmiştir.
Öğretim Birliği Yasası ile;
1. Lâik Cumhuriyetin dışında yönetim arayışında olanların
hesaplarına son veren yasal engel getirilmiştir.
2. Kadınlarımızın, geleneksel yapıdan da kaynaklanan
nedenlerle dışlanmalarına son verilerek, toplum yaşamının her aşamasına aktif
olarak katılabilecekleri eğitim ortamları açılmıştır.
3. Okul sistemleri ve eğitim programlarında birliğe
gidilerek insanımızın çağdaş bilgi ve becerilerle donatılmaları sağlanmıştır.
4. Eğitim ortamlarında oluşturulan, kültürel çatışmaya son
verilerek bilimi ve bilimsel yöntemleri esas alan demokratik, lâik eğitim
programları geliştirilerek çağdaş insan gücünün yetiştirilmesine başlanmıştır.
Öğretim Birliği Yasası’nın gereği gibi uygulanabilmesi için
de 1926 yılında Maarif Teşkilâtı Kanunu çıkarılmıştır.
Mustafa Kemal, 18 Eylül 1924'te Rize gezisinde, bir dilekçe
ile gelerek kapatılan medreselerin yeniden açılmasını rica eden bir hoca
heyetine, "...Bırakınız artık bu zavallı ulus, bu memleket çocukları
yetişsin! Medreseler açılmayacaktır. Ulusa okul gerekir!" diyerek,
medreselerin ve onun zihniyetinin, bir daha dirilmemek üzere kalktığını
belirtiyordu.
Mustafa Kemal, 27 Ağustos 1925'te İnebolu'daki ünlü şapka
nutkunda Öğretim Birliğine işaretle "Dünya uygarlık ailesinde saygılı bir
yerin sahibi olmaya lâyık Türk ulusu, çocuklarına vereceği eğitimi, okul ve
medrese adında birbirinden büsbütün başka iki çeşit kuruma bölmeye hâlâ
katlanabilir miydi? Eğitim ve öğretimini birleştirmedikçe aynı düşüncede, aynı
zihniyette fertlerden oluşmuş bir ulus yapmaya imkân aramak , boş şeylerle
uğraşmak olmaz mıydı?" diyerek bu kararın ne kadar önemli bir ihtiyacın
ifadesi olduğunu belirtti.
Mustafa Kemal, İzmir'de Öğretmenler Birliğinin 14 Ekim 1925
günü verdiği çay ziyafetinde de,
"...Geçmişte bu ulusu insanlıkta geri bırakan ...
birtakım kurumlar ve engeller vardı. Fakat ulus bunların hepsini yıktığını ve
ne kadar çürük ve anlamsız olduğunu da ispat gücünü gösterdi."
diyerek ulusun saltanattan, halifelikten ve medreselerden,
böylece taassup ve bilgisizlikten kurtulduğunu dile getiriyordu.
Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren yaygın eğitim ve
yetişkinler eğitimine yönelik çalışmalar yapıldı. Bu anlamda 1928’de Millet
Mektepleri, 1930’lu yıllardan itibaren köylerde Halk Okuma Odaları ve 1932’den
itibaren de Halk Evleri açıldı. Bu kurumlarda yetişkinlere yönelik olarak
okuma-yazma kursları, kültürel ve sanatsal alanlarda ve çeşitli mesleki
konularda bilgilendirmeler yapılmaktaydı.
Bu arada yabancı uzmanlardan da yararlanılmaktaydı. Bu
amaçla 1924-26 yılları arasında John Dewey genel olarak milli eğitim sistemi,
1927 yılında O. Buyse, mesleki-teknik eğitim ve tarım okulları, 1935 yılında
Alman eğitimci Kuhne de öğretmen yetiştirme, eğitim harcamaları ve kadınların
iş eğitimi konularında çalışmalar yapmıştır ve öneriler sunmuştur.Bu arada 1932
yılında Cenevre Üniversitesinden A.Malche, Darülfunun’un 1933 yılında yeniden
yapılandırılmasına zemin hazırlayacak bir rapor hazırladı.
1933’de gerçekleştirilen üniversite reformu ile Darülfunun ,
İstanbul Üniversitesi’ne dönüştürülerek mevcut öğretim üyelerinin çoğunun işine
son verildi ve bunların yerine Almanya'daki Nazi baskısından kaçan profesörler
istihdam edildi. Bu reformla birlikte üniversite Milli Eğitim Bakanlığı’na
bağlandı. 1946 yılında çıkarılan bir yasa ile üniversitelere özerklik ve tüzel
kişilik tekrar verildi.
Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren milli eğitim
ilgilileri altı yaş üzerindeki nüfusun %80’inin yaşadığı köylerin eğitim
sorunlarına yöneldiler. Bu amaçla 1937 yılında köyde hem eğitim işlerini
görecek, hem de tarımı tekniğine uygun bir şekilde köylüye öğretecek
öğretmenlerin yetiştirilmesi için “Köy Eğitmenleri Yasası” çıkarıldı.1940
yılında “Köy Enstitüleri Yasası” çıkarıldı.1954 yılında Köy Enstitüleri
geleneksel ilk öğretmen okullarıyla birleştirildi yani bir anlamda kapatılmış
oldu. Köy Enstitülerinden toplam 15000 kadar öğretmen ve 2000 kadar sağlıkçının
yetiştirildiği kaydedilmektedir.
1950’li yıllarda, eğitimde Amerikan modelinin etkileri
görülmeye başlandı. Çok amaçlı okul deneyimleri, rehberlik ve araştırma
merkezlerinin açılması ile ortaöğretimi tek kanallı hale getirmek çabaları bu
etkiler arasında sayılabilir.
1960’lı yıllara birlikte planlı kalkınma dönemi başladı. Bu
doğrultuda eğitimde de nitelikli işgücüne duyulan ihtiyaçlar doğrultusunda
planlamalar yapılmaya başlandı.
1961 yılında çıkarılan yasayla ilköğretim yeniden
düzenlendi. Düzenlemeyle daha önceden köy okullarında 3 yıl olan ilkokulun
öğrenim süresi en az beş yıl olarak belirlendi. 1970’li yılların başında milli
eğitimde model arayışları hızlandı. Bu arayışların bir sonucu olarak 1973
yılında bugünkü Türk Milli Eğitim Sisteminin de temellerini oluşturan 1739
sayılı “Milli Eğitim Temel Kanunu” çıkarıldı. Kanunla birlikte zorunlu temel
eğitimin süresi 8 yıl olarak belirlendi. Bu modele göre beş yıllık ilkokullar
ile daha önceden ortaöğretimin birinci devresini oluşturan üç yıllık
ortaokullar “temel eğitim” adı altında birleştirildi.
1991 yılında Amerikan tarzı bir model olarak ders geçme ve
kredili sistem uygulanmasına başlandı ancak kısa bir süre sonra uygulamadan
vazgeçildi.
1981 yılında 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu ile tüm
yüksek öğretim kurumları üniversite çatısı altında toplandı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder