20 Mart 2012 Salı

Cumhuriyetin Kuruluş Yıllarında Eğitim

Kurtuluş Savaşı’nın sonunda Atatürk’ün önderliğinde, her alanda yeni bir yapılanma sürecine girilmiştir. Bu yapılanmada eğitim, Atatürk’ün gündeminde her zaman özel bir yer almıştır. Bağımsızlık savaşının en bunalımlı günlerinde “Maarif Kongresi”ni ve “Heyeti İlmiye adı altında da bilim kurullarını toplamıştır (1921, 1923, 1924 ve 1925). Bu danışma toplantılarında; ilköğretim programları, zorunlu eğitim, küçük yerleşim birimleri için yatılı bölge okullarının açılması, ilk, orta ve lise eğitim süreleri, öğretmenlik mesleği, Talim ve Terbiye dairesinin kurulması gibi tarihimiz açısından önemli kararlar alınarak yürürlüğe konulmuştur. Her biri ayrı ayrı önemli ve değerli olan ve birbirinin tamamlayıcısı durumunda bulunan bu işlerin arasında en önde geleni, ülkenin insan gücünü hazırlayacak olan eğitim sistemini birleştirerek devletin gözetim ve denetimi altına alan o günkü adıyla Tevhid-i Tedrisat Kanunu’dur (Öğretim Birliği Yasası).
3 Mart 1924’de çıkarılan bu kanun ile tüm okullar Maarif Nezareti’ne bağlanmış ve böylece o zamana kadar süre gelen çok başlılık sorunu ortadan kaldırılarak eğitim ve öğretimde ulusal anlamda bir bütünlük sağlanmaya çalışılmıştır.
Öğretim Birliği Yasası’nın hemen arkasından çıkarılan 1924 Anayasası ile de her türlü eğitim ve öğretimin hükümetin gözetim ve denetiminde olacağı, yasa çerçevesinde yapılacağı ve serbest olduğu (Madde 80), her kadın ve erkeğin ilköğretimlerini yapmaları zorunluluğu (Madde 87) getirilmiştir.
Öğretim Birliği Yasası ile;
1. Lâik Cumhuriyetin dışında yönetim arayışında olanların hesaplarına son veren yasal engel getirilmiştir.
2. Kadınlarımızın, geleneksel yapıdan da kaynaklanan nedenlerle dışlanmalarına son verilerek, toplum yaşamının her aşamasına aktif olarak katılabilecekleri eğitim ortamları açılmıştır.
3. Okul sistemleri ve eğitim programlarında birliğe gidilerek insanımızın çağdaş bilgi ve becerilerle donatılmaları sağlanmıştır.
4. Eğitim ortamlarında oluşturulan, kültürel çatışmaya son verilerek bilimi ve bilimsel yöntemleri esas alan demokratik, lâik eğitim programları geliştirilerek çağdaş insan gücünün yetiştirilmesine başlanmıştır.
Öğretim Birliği Yasası’nın gereği gibi uygulanabilmesi için de 1926 yılında Maarif Teşkilâtı Kanunu çıkarılmıştır.
Mustafa Kemal, 18 Eylül 1924'te Rize gezisinde, bir dilekçe ile gelerek kapatılan medreselerin yeniden açılmasını rica eden bir hoca heyetine, "...Bırakınız artık bu zavallı ulus, bu memleket çocukları yetişsin! Medreseler açılmayacaktır. Ulusa okul gerekir!" diyerek, medreselerin ve onun zihniyetinin, bir daha dirilmemek üzere kalktığını belirtiyordu.
Mustafa Kemal, 27 Ağustos 1925'te İnebolu'daki ünlü şapka nutkunda Öğretim Birliğine işaretle "Dünya uygarlık ailesinde saygılı bir yerin sahibi olmaya lâyık Türk ulusu, çocuklarına vereceği eğitimi, okul ve medrese adında birbirinden büsbütün başka iki çeşit kuruma bölmeye hâlâ katlanabilir miydi? Eğitim ve öğretimini birleştirmedikçe aynı düşüncede, aynı zihniyette fertlerden oluşmuş bir ulus yapmaya imkân aramak , boş şeylerle uğraşmak olmaz mıydı?" diyerek bu kararın ne kadar önemli bir ihtiyacın ifadesi olduğunu belirtti.
Mustafa Kemal, İzmir'de Öğretmenler Birliğinin 14 Ekim 1925 günü verdiği çay ziyafetinde de,

"...Geçmişte bu ulusu insanlıkta geri bırakan ... birtakım kurumlar ve engeller vardı. Fakat ulus bunların hepsini yıktığını ve ne kadar çürük ve anlamsız olduğunu da ispat gücünü gösterdi."
diyerek ulusun saltanattan, halifelikten ve medreselerden, böylece taassup ve bilgisizlikten kurtulduğunu dile getiriyordu.
Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren yaygın eğitim ve yetişkinler eğitimine yönelik çalışmalar yapıldı. Bu anlamda 1928’de Millet Mektepleri, 1930’lu yıllardan itibaren köylerde Halk Okuma Odaları ve 1932’den itibaren de Halk Evleri açıldı. Bu kurumlarda yetişkinlere yönelik olarak okuma-yazma kursları, kültürel ve sanatsal alanlarda ve çeşitli mesleki konularda bilgilendirmeler yapılmaktaydı.
Bu arada yabancı uzmanlardan da yararlanılmaktaydı. Bu amaçla 1924-26 yılları arasında John Dewey genel olarak milli eğitim sistemi, 1927 yılında O. Buyse, mesleki-teknik eğitim ve tarım okulları, 1935 yılında Alman eğitimci Kuhne de öğretmen yetiştirme, eğitim harcamaları ve kadınların iş eğitimi konularında çalışmalar yapmıştır ve öneriler sunmuştur.Bu arada 1932 yılında Cenevre Üniversitesinden A.Malche, Darülfunun’un 1933 yılında yeniden yapılandırılmasına zemin hazırlayacak bir rapor hazırladı.
1933’de gerçekleştirilen üniversite reformu ile Darülfunun , İstanbul Üniversitesi’ne dönüştürülerek mevcut öğretim üyelerinin çoğunun işine son verildi ve bunların yerine Almanya'daki Nazi baskısından kaçan profesörler istihdam edildi. Bu reformla birlikte üniversite Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlandı. 1946 yılında çıkarılan bir yasa ile üniversitelere özerklik ve tüzel kişilik tekrar verildi.
Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren milli eğitim ilgilileri altı yaş üzerindeki nüfusun %80’inin yaşadığı köylerin eğitim sorunlarına yöneldiler. Bu amaçla 1937 yılında köyde hem eğitim işlerini görecek, hem de tarımı tekniğine uygun bir şekilde köylüye öğretecek öğretmenlerin yetiştirilmesi için “Köy Eğitmenleri Yasası” çıkarıldı.1940 yılında “Köy Enstitüleri Yasası” çıkarıldı.1954 yılında Köy Enstitüleri geleneksel ilk öğretmen okullarıyla birleştirildi yani bir anlamda kapatılmış oldu. Köy Enstitülerinden toplam 15000 kadar öğretmen ve 2000 kadar sağlıkçının yetiştirildiği kaydedilmektedir.
1950’li yıllarda, eğitimde Amerikan modelinin etkileri görülmeye başlandı. Çok amaçlı okul deneyimleri, rehberlik ve araştırma merkezlerinin açılması ile ortaöğretimi tek kanallı hale getirmek çabaları bu etkiler arasında sayılabilir.
1960’lı yıllara birlikte planlı kalkınma dönemi başladı. Bu doğrultuda eğitimde de nitelikli işgücüne duyulan ihtiyaçlar doğrultusunda planlamalar yapılmaya başlandı.
1961 yılında çıkarılan yasayla ilköğretim yeniden düzenlendi. Düzenlemeyle daha önceden köy okullarında 3 yıl olan ilkokulun öğrenim süresi en az beş yıl olarak belirlendi. 1970’li yılların başında milli eğitimde model arayışları hızlandı. Bu arayışların bir sonucu olarak 1973 yılında bugünkü Türk Milli Eğitim Sisteminin de temellerini oluşturan 1739 sayılı “Milli Eğitim Temel Kanunu” çıkarıldı. Kanunla birlikte zorunlu temel eğitimin süresi 8 yıl olarak belirlendi. Bu modele göre beş yıllık ilkokullar ile daha önceden ortaöğretimin birinci devresini oluşturan üç yıllık ortaokullar “temel eğitim” adı altında birleştirildi.
1991 yılında Amerikan tarzı bir model olarak ders geçme ve kredili sistem uygulanmasına başlandı ancak kısa bir süre sonra uygulamadan vazgeçildi.
1981 yılında 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu ile tüm yüksek öğretim kurumları üniversite çatısı altında toplandı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder